Nurgül Yılmaz / Yazar, Gazeteci, Türk Sinema Eleştirmeni

 

Beyazperde’ye ve Türk dizi sektörüne girdiği günden beri çok sever ve hayranlıkla izlerim Erdal Beşikçioğlu’nu…

Hele 2006 - 2008 yılları arasında yayınlanan, Köprü dizisinin devamı niteliğinde çekilen ‘Vali’yi izledikten sonra; Erdal Beşikçioğlu’nun oyunculuğuna hayranlığım bin kat daha artmıştır. Siyasi bir gerilim/polisiye olarak tanımlayabileceğimiz Vali, 2003 yılında hayatını kaybeden dönemin Denizli Valisi Recep Yazıcıoğlu'nun ölümünün ardındaki sır perdesine açıklık getirmeye çalışıyordu. Bu açıdan da önemli ve dikkate değer bir filmdir, Vali…

Vali’yi yeniden hatırlamak isteyenler için işte şuracığa filmin linkini bırakıyorum.

İyi Seyirler: 

https://www.youtube.com/watch?v=CwN7dJSF2xk

***

Gelelim Konumuza;

Geçen hafta 45 Park AVM’nin muhteşem ambiyanslı sineması SinErol’daydım yine… Bir aksilik olmadığı sürece her hafta SinErol’a gitmeye ve o haftanın vizyondaki ‘izlemeye değer filmini’ görmeye hassasiyet gösteriyorum. Bizim gibi sinema kültürü olan insanlar toplumda az, biliyorsunuz. “Film vizyondan inince nasıl olsa internetten izlerim. Beklesem biraz daha kıyamet kopmaz ya...” diyenler; toplumun yüzde 80’inini oluşturuyor. Ancak Film eleştirmenliği yapan bizim gibilerin, aynı zamanda işi bu...

Hele SinErol gibi muhteşem bir sinema salonunu ve işletmesini keşfettikten sonra...

Sordum SinErol bilet gişesinde işini saygıyla ve profesyonelce yapan görevlilere;

Bu hafta hangi filmi izlemeliyim?

Aynı zamanda sinema filmi oyuncusu ve SinErol’un İşletme Müdürü Recep Yenice cevapladı sorumu;

-- Bu hafta Çiçero’yu kaçırmayın derim.

Eee bu sektörü ve üretilen filmleri bilen birinin ağzından çıkan sözler, bizim için kanaattir, aynı zamanda.

Ailece girdik filme.

Filmden çıktığımızda dördümüzün de ağzından aynı anda şu cümleler döküldü…

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e boş yere ‘arsın dehası’ demediler. Sadece bir savaşçı ve komutan değildi Mustafa Kemal. Aynı zamanda dönemin ajanlarını; savaşların kaderini değiştirebilecek kadar verimli kullandığı için, en kurnaz komutandı…”

***

Şimdi önce yüzyılın casusu olarak bilinen ‘Çiçero’ kod adlı Elyesa Bazna’yı (İlyas Bazna) tanıyalım.

O kendini, o dönemin çevresine ve bürokratlara; “süzme aptal, saf, hiçbir şeyden anlamayan, çevresinde gelişenlerle ilgilenmeyen, siyasetten anlamak bir yana, savaş tekniklerinden bi haber, hiçbir şeye aklı basmayan, basit bir uşak” olarak belletir.

Öyle ki çevresindekilere kanıksattığı ‘aptal, saf, salak’ algısı; yüzyılın en gizemli ajanı İlyas Bazna’ya, büyükelçilerin çalışma ve yatak odalarına girebilecek kadar imtiyaz tanır.

Zira İlyas Bazna, namı diğer Çiçero; O dönemin bürokrat, politikacı ve elçilik çalışanlarına göre; Aptal, dil bilmeyen basit bir uşaktı. Oysa O; Arnavut asıllı bir Türk casusu idi ve ana dili gibi İngilizce, Fransızca konuşabiliyor, yazabiliyor ve anlayabiliyordu. Üstelik Mustafa Kemal Atatürk tarafından görevlendirilmişti.

***

Çiçero lakaplı Türk ajanı İlyas Bazna’nın ilginç, gizemli, aksiyon ve aşk dolu hayatı; 28 Haziran 1904 yılında bir Balkan ülkesi olan Kosova'nın başkenti Priştine’de doğmasıyla başlar.

İlyas Bazna, 1918 yılında Sırplar'ın Priştine işgali sonrasında, Osmanlı İmparatorluğu’nun doğduğu toprakları kaybettiğinde; anne ve babasıyla İstanbul'a göç eder. İlyas Bazna Asrın savaş dehası ve komutanı Mustafa Kemal Atatürk ile; askerlik hizmetinin bir bölümünü Çankaya Köşkü'nde yaptığı sırada tanışır. Bazna askerliğini Atatürk'ün yanında yapar. İlyas Bazna, askerliğinden sonra atıldığı ticaret hayatında, başarılı olamaz.

İlyas Bazna babasının ve ailesinin ölümünden sorumlu tuttuğu İngilizlerden nefret ediyordu. Ancak belli etmiyordu, sürekli İngilizlerden alacağı intikamın hayallerini kuruyordu. İngilizlerden alacağı intikam planlarına, zengin ve opera sanatçısı olmayı da ekleyince; hayatı farklı bir eksene doğru kaymaya başlar İlyas Bazna’nın.

***

İlyas Bazna; hırsızlık, askeri mala zarar verme ve firar gibi suçlara karışır, Fransız savaş mahkemesi tarafından 3 yıl hapse mahkûm edilerek, Fransa’da hapis yatar. Orada öğrenmiş olduğu Fransızca sayesinde önce; Yugoslavya büyükelçisinin şoförü, sonra sırasıyla Almanya konsolosluk danışmanının uşağı, İngiltere büyükelçiliğinin birinci kâtibinin ve en son olarak da İngiltere büyükelçisinin özel uşağı olur.

Casusluk becerisi, İngilizlere olan nefreti, vatanseverliği ve ‘salağa yatma’ konusundaki oyunculuk beceresi asrın dehası Mustafa Kemal Atatürk’ün dikkatini çeker. Ve İlyas Bazna’nın Türk Ajanlığı’na başlamasına ortam hazırlar. İlyas Bazna II. Dünya Savaşı esnasında Ankara'da çeşitli büyükelçiliklerde uşaklık yapmaya başlar. Görünüşte; aptal, ev işleri ve büyükelçilerin kişisel hizmetlerini yapan eğitimsiz, saf bir uşaktır İlyas Bazna. Oyunculuk becerisi ile İngilizlere olan nefretini çok kolay gizleyebilir ve planlar yapar İlyas Bazna.

Bazna Önce; Franz von Papen'in sefareti döneminde Ankara'daki Almanya Büyükelçiliği'ne; gizli İngiliz askeri ve ele geçirdiği diğer istihbaratları satar.

II. Dünya Savaşı yıllarının Ankara'sından önce; Yugoslavya Krallığı büyükelçisinin, daha sonra Almanya büyükelçiliği müsteşarının uşaklığını yapar. Ancak Almanya elçilik müsteşarı; mektuplarını okuduğu için kısa sürede İlyas Bazna'yı kovar.

İlyas Bazna 1942'den itibaren Britanya (İngiltere) İmparatorluğu'nun Ankara Büyükelçisi Sir Hughe Knatchbull-Hugessen'in uşaklığını yapmaya başlar. Hatta büyükelçinin banyosunda sırtını ovarken, ona opera aryaları okuyacak kadar büyükelçi ile yakınlık kurar. Bu yakınlık Bazna’ya; büyükelçinin gizli kasasının anahtarını kopyalayıp, kasadaki gizli dosyaların fotoğraflarını çekebilme imkanı sağlar. Bu süreç epey bir uzun zaman, İlyas Bazna’nın İngiltere’nin Ankara Büyükelçisi’nin gizli dosyalarına ulaşma ve kopyalamasına yardım eder.

***

İlyas Bazna 21 Ekim 1943'ten itibaren fotoğraflarını çektiği gizli belgelerin örneklerini, Almanya Büyükelçiliği’ne teslim eder. Aynı zamanda yaptığı işten para kazanmak isteyen İlyas Bazna; Almanya Büyükelçiliği'nde ataşelik yapan Ludwig Moyzisch'e kendisi yaklaşarak 20.000 Sterlin karşılığı elindeki 56 belgeyi satma önerisinde bulunur. İlyas Bazna kısa bir süre içinde ücretli bir Alman ajanı haline gelir ve Alman istihbarat servislerince kendisine "Çiçero" kod adı verilir. Ancak Bazna kendisine ‘çiçero’ kod adı verildiğinden habersizdir.

İlyas Bazna Almanlar’a; müttefiklerce düzenlenen uluslararası toplantılar ve bazı bombardıman planları hakkında önemli bilgiler aktarır. Normandiya Çıkarmasına ilişkin ise gerçeğin tersine bilgiler verir ve savaşın kaderini değiştirir.

Bütün bu dönem boyunca Ankara'daki İngiliz istihbarat görevleri ise Bazna'nın İngilizce anlamadığını zannetmekte, kendisini casusluğundan şüphelenilemeyecek kadar "eğitimsiz" ve "aptal" olarak görmektedir.

İlyas Bazna’nın Almanlar ve ajanlık yaptığı bazı ülkelere verdiği istihbaratlar; tamamen Türkiye’nin lehine, Almanlar ve İngilizlerin aleyhine gelişmelerin olmasını sağlayacak türdendir. İlyas Bazna’nın Mustafa Kemal Atatürk ile yaptığı kurnazca planlar, 2. Dünya savaşının kaderini değiştirir.

***

Bazna, 1944 yılında Alman büyükelçiliğinde görevli bir sekreterin Müttefikler safına iltica etmesi üzerine, ele geçmekten korkarak İngiliz büyükelçisinin yanındaki görevinden ayrılır.

Hizmetleri için Nazi Almanyası istihbarat servisi Abwehr tarafından kendisine 300.000 Sterlin ödenir. Ancak İlyas Bazna daha sonra ödenen paraların; Almanların İngiliz ekonomisini çökertmek için bastıkları, sahte sterlinlerden olduğunu fark eder. İlyas Bazna Savaşın bitiminden bir süre sonra Federal Almanya hükümetine karşı tazminat davası açar. Çok uzun süren bir davadan sonra kendisine mütevazı bir ödeme yapılır. Yani Almanlar için yaptığı casusluğun, parasal olarak bedelini alamaz İlyas Bazna.

Sahte sterlinler için ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kalan Bazna, savaş sonrasında Almanya'yı mahkemeye verir. Alman yönetiminden oturma müsaadesi ve geçinmesini sağlayabilecek kadar küçük bir maaş almayı başarır.

***

Elyesa Bazna kendisinin Çiçero olduğunu ancak 1950’de, sefarette belgeleri teslim ettiği Moyzisch'in tüm yargılamaların ardından inzivaya çekildiği Tirol Alpleri'nde yazdığı anılarından ve yine 1950'de, İngilizlerin artık bu casusluk olayını açıklamasıyla öğrenir.

Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) tarafından yazdırılan “MİT’in Tarihçesi” adlı kitapta da belirtildiği üzere İlyas Bazna; MİT tarafından, Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı’na girmesini engellemek amacıyla çok yönlü kullanılan bir Türk Ajanıdır.


Gerçek; ‘Çiçero’ kod adlı Elyesa Bazna (İlyas Bazna)

İlyas Bazna Çok istediği ve uğruna ölümü göze aldığı parayı ise I was Cicero (Ben Çiçero'ydum) adıyla yazdığı kitaptan kazanır. İlyas Bazna’nın Kitabı 1951 yılında 5 Fingers (Beş Parmak) adı altında, Joseph L. Mankiewicz'in yönetmenliğinde sinemaya uyarlanır. İlyas Bazna rolünü; James Mason oynar.

Merak edenler için İşte 1952 yılında çekilmiş, 5 Fingers Filmi: 

https://www.youtube.com/watch?v=RrUs-t_20F4

Elyesa (İlyas) Bazna (Çiçero) 1970'te, Münih'te 66 yaşında, yoksul bir gece bekçisi olarak ölür.

***

Şimdi gelelim İlyas Bazna’nın yani Çiçero’nun Beyaz Perde’deki Türk yapım Filmine…

Film yaşanmış bir casusluk gerçeğinin yanında aynı zamanda; Almanya'nın pek bahsedilmeyen savaş uygulamalarından T4 programını gözler önüne seriyor.

Down sendromlu, engelli vb. çocukların trajik kaderlerini de beyaz perdeye yansıtıyor. Yani hangarlara yığılarak, zehirlenerek, toplu katledilen çocuk, genç ve erişkinlerin katliamlarını yeniden hatırlatıyor.

Filmin konusu, yukarıda İlyas Bazna’nın gerçek hayatını anlattığım eksende devam ediyor. Yani Çiçero, 2. Dünya Savaşı’nın seyrini değiştiren, Almanya’nın bozguna uğramasında etkin payı olan bir kahraman olarak tanıtılıyor filmde.

Yukarda anlattıklarıma ek olarak sadece şunu söyleyebilirim.

Çiçero’da İlyas Bazna’nın gerçek hayatından farklı olarak, aşk sahneleri oldukça fazla. İşte filme dahil edilen bu aşk ve duygusal sahneler, aslında hikayenin ve filmin mükemelliğini zedeliyor. Zira aşk sahneleri, filmin aksiyonunu duraksatıyor.

Çiçero; Ayla ve Müslüm’ün yapımcısı Mustafa Uslu'dan. Başröl de usta oyuncu Erdal Beşikçioğlu, İlyas Bazna’ya (Çiçero) hayat veriyor. Burcu Biricik ise Alman aksanıyla Türkçe konuşan bir Alman casus olan; Cornelia Kapp’ı canlandırıyor.

Yönetmen koltuğunda usta ve ödüllü yönetmen Serdar Akar'ın oturduğu filmin oyuncu kadrosunda, bolca yabancı oyuncu da yer alıyor.

Filmin güçlü oyuncu kadrosunda; Ertan Saban, Tamer Levent, Cem Kurtoğlu, Murat Garipağaoğlu, Mehmet Ulay, Altan Erkekli, Mehmet Esen, Selen Öztürk, Levent Ülgen, Açelya Özcan, Aylin Kılınçarslan, Mehmet Ezel Özgün ve Çiğdem Selışık Onat yer alıyor.

Senaryosunu Ali Can Yaraş'ın yazdığı bu kahramanlık filminin, görüntü yönetmenliğini ise Jean Paul Seresin üstleniyor. "Yüzyılın en büyük casusluk hikayesi" olarak yola çıkan "Çiçero" filmi; 5,5 milyon seyirciyi sinema salonlarına çekmeyi başardı.

***

Çiçero ile İlk defa bir Türk filminde; Churchill, Hitler, Stalin ile Roosevelt ve İsmet İnönü gibi Tarihe yön veren büyük isimleri, aynı sahnede görüyor seyirci.

Film bana göre tam olarak; usta oyuncu Erdal Beşikçioğlu’nun aksiyon filmlerinde ortaya koyabileceği başarıyı ve performansı yansıtmıyor. Yönetmen sanki filmin daha durağan ve aksiyonsuz akmasını istemiş. Oysa Erdal Beşikçioğlu hayat verdiği, Çiçero kod adlı İlyas Bazna’ya; Marvell fimlerinin aksiyon kahramanlarına eş değer bir oyunculuk performansı ile filmi noktalayabilecek oyunculuk yeteneğine sahip.

Sanıyorum ki bu durağanlık; yönetmen koltuğundaki ödüllü yönetmen Serdar Akar’ın tercihi ve senaryonun kısırlığından.

Kurgu, görsel ve ses efektleri mükemmel. Savaş sahneleri çok inandırıcı. Film günümüz teknolojisinin en mükemmel productionu ile yapılsa da; 1940’lı yılların Ankara’sını başarıyla anlatıyor. Mekanların dekoresinden sokaklara, giysilerinden kadınların saç modellerine, dört dörtlük bir dönem filmi kotaran Mustafa Uslu ve ekibi, Ayla ve Müslüm’den sonra biyografi filmlerinde ne kadar başarılı olduklarını bir kez daha Çiçero ile tescillemiş oldu.

***

Erdal Beşikçioğlu o kendine has tavrı ve özel fiziğiyle canlandırdığı karakterin; çok-yönlü, gizemli ve sorunlu kişiliğini tam anlamıyla izleyicisine geçiriyor.

Burcu Biricik ise özel güzelliği ve mimikleri ile Cornelia Kapp’ı tam anlamıyla beyaz perdeye yansıtıyor. Ancak abartılı replikler, uzun uzun gereksiz mimikler, bir ajanda olması gereken hareket ve hızın filmde es geçilmesi; filmde durağanlığa, ‘aksiyon ha geldi gelecek’ beklentisine neden olmuş.

Yani düşünsenize büyükelçi yatağında uyurken, dosyaları hemen yan odadaki kasadan çalan Çiçero; sanki kendi evinde içkisini içerken, odada volta atarken... Gibi... Rahat rahat hareket ediyor. O gergin sahnelerde dahi; heyecan, aksiyon, ‘her an yakalanabilir’ endişesi hissiyatı yansıtılamıyor.

Yani; filmin dramatizasyon ve aşk sahneleri aşırı abartılı, aksiyon sahneleri hiç yok denecek kadar az. Üstelik gerçek bir casusluk hikayesi...

Aslında filmde sorun oyuncuların performansından ziyade; film akıp giderken, karakterlerin etkili biçimde işlenemiyor oluşunda galiba... Film aksiyon ile melodram arasında askıda kalmış sanki. Oysa konusu ve biyografisi işlenen film kahramanın hayat hikayesine göre; aksiyon, heyecan en üst düzeyde olması gerekirdi. Aşk ve duygusal sahneler ise aksiyon sahneleri arsında bir hoşluk bırakmalıydı. Ancak tersi oldu. Film bir aşk hikayesi arasına sıkıştırılmış ajanlık filmi gibi yansıtılmış.

Bu bana çok doğru ve sinemacılık sektörü açısından çok cazip gelmedi. Ayla ve Müslüm’den sonra Çiçero, beklentisi yüksek sinemaseverler için bir parça hayal kırıklığı diyebilirim.

***

Ancak izlenmeli mi?

Kesinlikle İzlenmeli. Zira Türk Sinema tarihinde özellikle biyografi filmleri açısından bir dönüm noktası Çiçero.

Filmde eleştirilebilecek tek konu;

duygu fırtınalarının abartılı ele alınması ve aksiyon sahnelerinin yok denecek kadar az ve verimsiz olması.

Bu iki konu dışında Çiçero tam bir dönem filmi ve çok başarılı. Yani sıkıntı; kostüm, mekân tasarımı, sanat yönetimi gibi alanlarda değil. Sıkıntı senaryo cephesinde…

Böyle bir casusluk filmi; sadece yerel seyirciyi değil, profesyonel senaryosu ve aksiyon sahneleri ile uluslararası alanda nam salarak, tüm dünya ülkelerinde, her ülkenin kendi diline çevrilerek izleyicisine ulaştırılabilecek kadar profesyonel senaryo edilebilseydi...

***

Filme puan veren izleyicinin verdiği tepkisi ise biraz karmaşık. Filmin ortalaması 7,0 iken, IMDb puanı şu an 6,6 seviyesinde. Bana göre Çiçero, özellikle Erdal Beşikçioğlu’nun oyunculuk gücü ile 8’in altında bir İMDb Puanını hak etmiyor. Hatta bir Türk izleyici ve eleştirmen olarak; bir Türk Biyografi filmine 10 İMDb puanı verilmesinden yanayım.

Ancak birde gerçekler var…

Bir casusluk filminin olmazsa olmazı aksiyon sahnelerinin; Çiçero’da çok iyi harmanlanması, eksi puan... Bu nedenledir ki 9; benim Çiçero için biçtiğim ve birazda milliyetçilik ruhu ile verdiğim İMDb puanı.

***

Yalnız şunu hatırlatayım vizyona yeni girmiş veya vizyondaki filmleri izlediğiniz sinemada çok önemli. Basık, havasız, koltukları konforsuz, ses sitemi rezalet bir sinemada film izliyorsanız, hem verdiğiniz paraya, hemde sinemada geçirdiğiniz vakte yazık. Hele koltukların dizilim eğimi, arka koltuklarda oturanların görüş açısını kapatıyorsa, zaten film boyunca sinir harbi geçirirsiniz.

Bu nedenledir ki tavsiye ederim;

Filmi benim gibi 45 Park AVM, SinErol’da izleyin. Hem film aralarında bol bol oksijen alın, hem de konforlu koltuklarda film izlemenin keyfine bakın.

İşte filmin Fragmanı: 

https://www.nhaworldnews.com/sinerolda-yuzyilin-casusluk-hikayesi-cicero-video,30.html

İyi seyirler….

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.